MELANKOLİK ŞEHİR
"Cırcır böceklerinin sesleriyle kaplı, ağaçların sıra sıra dizildiği ve vücudumu terleten sıcağın bunaltıcılığıyla ahşaptan yapılmış bir bankta oturuyordum. Ortada hiçbir şey yokken birden bire yazmak istedim. Bordo kapaklı defterimi açtım ve bir seyler karalamaya başladım."
Bu şehir ve etrafımdaki herkes yabancıydı. Bu ağaçlar ve gökyüzünde sürekli öten karga bile bana çok yabancı geliyordu. Ki zaten öyleydi de. Buraya ilk defa gelmiştim. Daha önce hayatımda ilk defa bulunduğum pek çok yer vardı fakat burası beni anlamsız bir melankoliye boğdu. Kare tuğla parkelerin özenle zemine işlendiği bir parktaydım. İsmi sevgi parkıydı fakat içinde birbirine sarılan çiftlerden başka sevgi dolu bir sembol yoktu. Hatta park baştan aşagi sanki melankoliye bürünmüş bir havaya sahipti.
Bugünü kafam nasıl estiyse öyle geçirmek istedim.
Sol tarafımda belediye tarafından yapılan kocaman beyaz bir panel var sağ tarafim ise bir sürü bankın bulunduğu bir andan ibaretti. Sırtımı ağaçlara dönmüş akşam 5 güneşinin tadını çıkartıyordum. Az önce iki tane kızın saçma dedikodularından sonra cırcır böceklerinin seslerini dinlemek ninni gibi geliyordu. Sanki daha önce bır şeyin hüznünü yaşadığım yerdi burası. Bana hiçbir şeyi anımsatmıyordu ama aynı zamanda çok fazla şeyi de anımsatıyordu. Hatırladığım neydi ki oysa? Çok garipti, kendimi ilk kez kafamdan uydurduğum bir hikayeyi yaşamış kadar aptalca hissediyordum. Sonra etrafıma göz gezdirdim. Kimseler yoktu. Uzaktaki kamelyalarda birbirine sarılan çiftleri görüyordum. Sonra ağaçta geldigimden beri öten karganın isyan çığlıklarını duyuyordum. Guguklu bir saatin belli saatlerde öttüğü gibi beynimde hiç gerçekleşmemiş anılar onları farketmem için belli dakikalarda ötüyordu. Sonra birden bire aklımın içindeki fikir bir ampul gibi parladı, yıllar sonra neden buraya gelmek istediğimi düşündüm.
Tek başımaydım ve tek gelmek istemiştim. Aslında biri de olabilirdi fakat tek gelmemin bir sebebi vardı sanki ama inanın bunu ben bile bilmiyordum. Küçükken bir akşam vakti ailemle buraya gelmiştik. Yıllarca kafamdaki görüntüde çok tatlı ve küçük bir sahil kasabasını betimleniyordu. Yıllardır buraya gelmek, çok basit de olsa hiçbir aktivitesi bile olmasa buraya gelmek ve görmek istiyordum. Aslında bir şehri illa alışveriş merkezi, lüks mekanları, şehrin tarihini sembollerini görmek için gitmiyordum. Asıl gitme sebebim o şehrin kokusunu, kuşların sahildeki çığlıklarıyla bütünleşik gün batımını, kızıl gökyüzünün canlılığıyla dans eden balık kokularını, melankolik müzikle şerefe denilen rakılarını, her şeyini ama her şeyini ve mütemadiyen sadece bu basit kenti görmek için gelmiştim.
Benim için anlamlıydı işte. Benim için her şey anlamlıydı. Çoğu kişinin fark edemediği şeyi fark ediyor ve onu içimde yaşıyordum. Bazı hisler insanın en derinlerindedir aslında fakat kimse hissettiği şeyleri tamamen yaşayarak bunu dışarı vurmaz. Nedense tek başıma bir yerlere gitmek korkusuzca gezmek, dolaşmak bana kendimi özgür hissettiriyor ama bir o kadar da yarım hissettiriyordu. Çok eskiden asla musmutlu yaşayamadığımız ailemle buraya geldiğimizde oysa hepimiz mutluyduk fakat bir gün tekrar gelebilme vaatleriyle buradan ayrıldık oysa ben hiç gitmek istemiyorken. Sonra bir daha hiç gelmedik. Ki ondan sonra bir ailem bile yoktu. Sadece biyolojik bağlılıktan başka bir bağımız yoktu. Hepimiz ayni evin içinde farklı odalarda birbirinden yabancı yaşayan birer insancıklardık. Bu yabancılık insanın ruhu kemiren kötü huylu bir kanser gibi yıllar boyu peşini bırakmıyor ve en sonunda seni öldürecek güce sahip olduğunda ortaya çıkıyordu.
İşte bugün uzun süredir olmak istediğim yerde tek başımayım. Her şey çok mühim, ehemmmiyetli ve her bir ses, görüntü eski zamanın hatırasını içimde büyük orman yangınlarına dönüştürecek kadar zalim ve acımasızdı.
Ayaga kalktım ve bir sigara yakarak yürüdüm. Arkamda bıraktığım aslında hatırlamak isteyip bir türlü cesaret edemediğim hatıralardan ibaret bir masaldı. Ben ise hiçbir zaman yaşanmamış bir hikayeye inanmaya devam ederek garip bir hüzünle bu şehirden ayrıldım.
Hayatta bir kez olsun mutluluğu anımsamak güzeldi.
Hoşça kal.
• Bu hikaye 14 sene önce gitmiş olduğum bir sahil kasabasına olan özlemimi anlatıyor. Yıllarca oraya gitmek isteyişimi, bunun ertlenmişliğinin bende bıraktığı hüznü anlatıyor. 14 sene sonra kendi başıma oraya gittim, şehri izledim, doğayı hissettim ve bunları yazdım. Benim için oldukça manidardı...
Pelin Semiz
Yorumlar
Yorum Gönder