Okyanustaki Savaşçı Gemi
(Haziran'ın 12'si bir gece vakti...) 🌊
Uzun süredir her şey sesssiz. Zihnim, zihinim içindeki insanlar, zihnimin içindeki doğa, atmosfer ve geriye kalan her şey. En az batmakta olan geminin telaşına kapılmayıp ordan oraya savrulmanın boşvermişliğiyle kapılan mürettebatın zihni gibi bomboştu zihnim. Uzun süredir yangında tüm ormanı kaybedilen o şehir kadar yalnızdı zihnim. Aklım yanmış ormanların kül kokusuyla bertaraf olmuş kalbim ise bir kıvılcımın ilk kalp atışları kadar kuvvetli şekilde tekrardan yazabilmek için tutuşuyordu. Her taraf aynı zamanda simsiyah ve bembeyazdı ve geçmişe dair hatırladıgım tüm anılar adeta küçük bir akvaryumdaki balıkların rotasını andırıyordu. Sanırım zihnim yeniden yeni ilhamların izini takip ediyor ve beş yıldır ilk kez bir şeyler yazabilmenin çoşkusunu yaşıyordum. Muazzamdı. Sanki ilk kez yazmanın o mükemmel tutkusunu tadıyor ve yaşadığım o garip ve mutsuzlukların hiç bitmediği dünyadan tamamıyla soyutlanıyordum. Her şey en az zihnimin içindeki hiç tanımadığım ama bana bütün yüregimdeki güzel cümleleri yazdıran o karakter kadar yabancıydı. Onu tanımıyordum ama işte oralarda, yüregimde bir yerlerdeydi. Bana yeniden tüm güzelliklerin anlamlarını hissettiren, bana her yeni bir günde yaşamın anlamını ve değerini hatırlatan bilge bir karakter.
Her şey upuzun bir zamanın her saniyesinde şekillenirken aynı zamanda sessizliğin hüznünü yaşatıyordu bana. Acı çekmek ve o acının tam ortasında büyük alevlerin bedenini yakmaya başladığı andan itibaren zavallılıkla acı çekmek... Yüreğimde bir yerlerde uzun süredir acı çeken bir insanı yaşatıyorum fakat o kişi ben değilim. O kişi benimle birlikte var olan ama bana kendini hiçbir zaman tanıtmayan soyut benliğim ve belki de zavallı ruhumdu. Karanlık bir sokağın tüm pisliklerini temizleyen yağmur gibi benim içimdeki tüm kötü hisleri cümlelerimle tazeliyor ve güzel hislere değinmem için beni ilhamlıyordu. Zamanın uzunluğunda onu her gün mutluluklarımla öldürdüğümü düşündüm her an ama o hep içimde vardı, ruhumu üzgünlüklerimle besleyen bir anaçtı ve sanırım yok olana kadar da var olacaktı. Ben ise her gün yazabilmenin yollarını, içimdeki karakterin 'artık yaz pelin' diye haykırmasını duymayı bekleyerek beş yıl geçti. Ve işte bugün buradayım. İşte güneş doğuyor.
"Galiba, artık yazabilmemin tam vakti."
'Bu blogtaki tüm içerikler şahsıma aittir.'
Pelin Semiz
Yorumlar
Yorum Gönder